TARIHTE BÜYÜK KADIN MATEMATİKÇİLER
Tarihte büyük kadin matematikçiler de vardir. Gericiler tarafindan katledilen Hypatia, parlak bilim merkezi Iskenderiye’nin son isigi sayilir. Sonraki dönemlerde Sonja Kowalewsky, Sophie Germain, Emmy Noether genç hanimlara örnek olusturacak ünlü matematikçilerden bazilaridir.
17 Agustos depreminde kitapligimin üst rafindaki biblolar ve Sonja Kawalewsky’nin orta boyda büyütülmüs resmi yere düsmüstü; sadece onu yerine koymustum, ama 12 Kasim’da tekrar düstü, simdilik (!) eski yerinde duruyor.
1991’de ITÜ’den emekli olunca, Sonja Kowalewsky’nin bu resmi benimle birlikte üniversitedeki odamdan Ataköy’e dönmüstü. Birkaç hafta önce taninmis bir hanim yazar, gazetesinde beni yazmak istedigini söylediginde, telefonda kendisine, dünya matematik tarihinde genç hanim matematikçilerimize örnek olacak hanim matematikçilerin oldugunu söyledim. “Ben onlari bilemem, siz yazin!...” demisti. Iki depremde de Kowalewsky’nin adeta “Beni yaz..” dercesine, geceleri çalistigim koltugun üzerine düsmesi nedense bana cesaret verdi.
1945 yilinda ITÜ’ye asistan olarak atandigim günlerde, o zamanki kürsü baskanimiz Ord. Prof. K. Erim’in odasinda birkaç ögrencinin sik girdigini görürdüm. Bunlarin; aslen Iskoçyali, sonradan ABD’ye giden ve matematik egitimini orada tamamladiktan sonra Colombia, Harvard ve Cal. Inst. of Tech’de dersler vermis olan E.T. Bell’in Men of Mathematics isimli matematik tarihi kitabini Türkçe’ye çevirmeleri için Kerim Erim hoca tarafindan seçilen (1942-43 yillarinda), iyi dil bilen dört ögrenci olduklarini ögrendim. O günlerin bu ögrencileri; I. Inönü’nün büyük oglu Ömer Inönü, rahmetli Yük. Mimar Ismail Ismen, ITÜ Makina Fakültesi’nden emekli Prof. Zübeyir Demirgüç ve Yük. Insaat Mühendisi Cüneyt Akova idi.
Büyük Matematikçiler ismiyle Türkçe’ye iki cilt halinde çevirdikleri bu kitabi asistanligim sirasinda satin almistim, simdi kime verdigimi hatirlamiyorum ama, kitabin Ingilizcesini sonradan elde etmistim. Sonja Kowalewsky’yi yazmaya karar verdigimde E.T. Bell’in Men of Mathematics’inden baska Development of Mathematics adli eserinden, Moritz Cantor’un üç büyük ciltlik Vorlesungen über Geschichte der Mathematik isimli sahane matematik tarihi kitaplarindan ve Sonja Kowalewsky’nin hayatinda önemli rol oynamis olan, yine hayran oldugum büyük Alman matematikçisi Karl Weierstrass’in (1815-1897) anisi için Festchrift zur Gedächtnisfeir für Karl Weierstrass adiyla Henrich Behnke ve Klaus Kopferman tarafindan derlenmis (1965) kalin kitaplarindan yararlandim.
Sonja Kowalewsky derken, kadin matematikçiler Sophie Germain, Emmy Noether ve hatta çok eskilere giderek Hypatia söze geldi.
Yazimi bitirdikten sonra, bu kadar matematik birikiminden ve pek de kötü sayilamayacak Ingilizce’mle Bell’in Men of Mathematics’inin bazi yerlerinde yanlis yapmamak için zorlandim ve sonunda 1945’de ögrenci olarak tanidigim, sonradan arkadisimiz olan Prof. Zübeyir Demirgüç’ten, bana kitabin çevirisini göndermesini rica ettim.
Unutulmaz Milli Eğitim Bakanı
Bu dört ögrencinin, kitabi nasil çevirdiklerini merak etmistim. Çeviriyi okudugumda birkaç yer disinda, 1940’larin Türkçesiyle çeviriyi mükemmel buldugumu söyleyebilirim. Çevirmenlerin özsözlerinde, Adnan Adivar ve Sabri Esat Siyavusgil gibi önemli kisilerin gençlere çevirelirende yardim ettiklerini gördüm. Zamanin Milli Egitim Bakani Hasan Ali Yücel’in kitaba yazdigi (10 Temmuz 1945) ön yazidan birkaç satir aktarmadan edemeyecegim: “... Mantigi yalniz formel tarafiyla ve skolastik bir görüsle anlayis Bacon’dan ve Descartes’tan baslayan iki yönlü büyük felsefe hareketinden geregi kadarinca haberdar olmayis, matematikçilerimizi filozofik alanda emek vermeye çekmemistir. Bizde öyle bir zan hasil olmustur ki, matematik bilimleri konusundaki soyutluk, matematigi hayattan soyup çikararak bir mücerret mahluk yapar. Halbuki hayat bunun tam tersinedir. Matematikçi, hele büyük matematikçiler, yalniz riyazi manasiyla degil, hayati manasiyla da davasi olan adamlardir. Bu dava, tabiat ve tabiattaki türe muammasini çözmektir. Onlarin en çetin hayat sartlari içerisinde insan düsünüsünün en ince, en karisik, en yüksek, hatta en karanlik yerlerine çeken x’in kuvvetini duymadikça ne onlarin dize getirdikleri düsünüs yeniligini, ne de onlarin bu müthis ruh hamlelerini anlayip kendimizde bulmaya imkan olamaz. Matematigi böyle görmek ve matematikçiyi böyle anlamak, bilginin temeli olan ve insan zekasinin büyük buluslarina kaynaklik eden bu alanda o bilgiye intisabedenler için ilk sarttir.”
“Teknik Üniversitenin dört genci E. T. Bell’in Büyük Matematikçiler kitabini çevirme tesebbüslerinden beni ilk haberdar ettikleri zaman, yukaridan beri anlatmaga çalistigim duyguda olduklarini görmekten bahtiyar oldum. Düsüncenin ilk sarti yasamak olduguna göre düsünenlerin hayatini bilmekteki zaruret kadar faydayi kavramak, bana çok takdire deger göründü... Hiç olmazsa yarim asir sonra dünyanin herhangi bir kösesinde buna benzer bir kitap yazildigi zaman o kitabin içinde bizden de bir kaç isim görmek, bu amaca ermege çalisanlari simdiden tebrik etmek için bize kuvvet verici bir ümit oluyor..”
Iste böyle yazmisti, o unutulmaz milli egitim bakani.
Sonja Kowalewsky’yi yazmaga koyulduktan sonra Sophie Germain, hele Emmy Noether’den söz etmemek bu matematikçi hanimlara haksizlik olacakti.
Emekli oldugumdan beri, uzun yillar süreyl verdigim matematik derslerinde en çok neyi anlattigimi arasira düsünürüm ve ön plana “Bolzano-Weierstrass” teoremi çikar (Bolzano Italyan). Büyük matematikçi Weierstrass’i anlatmadan Kowalewsky’yi iyi hissetmek mümkün olmayacak diye düsünüyorum. Bolzano-Weierstrass Teoremi daha ilk siniflardan baslayarak yüksek lisans derslerine kadar, çesitli uzaylarda anlatilir, bu teorem “Her sonsuz, sinirli kümenin en az bir yigilma noktasi vardir” der ve klasik matematik analizin temel teoremlerinden biridir. Eger bu kümede bazi “düzenlilikler” varsa tek bir yigilma noktasi olur.
1950’li yillarda Pariste, Henri Poincarré Enstitüsü’nde bulundugum sirada iki hanim matematikçi dikkatimi çekmisti. Bunlardan biri Jocatin Dubreuil idi; hem çok güzel, hem de çok iyi matematikçi oldugunu söylerlerdi. Digeri ise, baska bir sehirde profesör olan iyi cebirci oldugu söylenilen bir hanimdi; esi de Henri Poincarre’de hocaydi, hafta sonlari gelir seminerlere katilirdi. M. I. T.’de bulundugum sirada bölümde benden baska hanim matematikçi yoktu. Londra Üniversitesi’nin Birkbeck Koleji’nde 1962-63 yillarinda Imperial College ile ortak yapilan seminerleri yöneten Israil asilli hanim matematikçinin de, bizim departmanda topoloji profesörü olan yakisikli esini kuvvetli matematikçi gücüyle etkiledigimi düsünürdüm.
1989 yilinda Türk Matematik Dernegi’nin “Ulusal Matematik Sempozyumu” o yil Izmir’de toplanmisti. Genel konusmaci olarak Istanbul’dan çagirildigim bu sempozyumdaki konusmami bir gazete yayimlamis; unuttugum bu gazete kupürü geçenlerde, eski dosyalari karistirirken, elime geçti, orada söylediklerimin bir kismini gazete kupüründen aktariyorum: “... Bence matematik erkeklerden daha çok kadinlara uygun bir daldir. Tüm bilim dallari tutkuyu gerektirir, ayrica matematik için sezgi de zorunludur. Hem tutku, hem de sezgi kadinlarda vardir, üstelik kadin matematikçiler daha yürekten anlatiyorlar...”.
Hasan Ali Yücel’in 1945’te yazdigi önsözden sonra 55 yil geçti; onun 1945’in 50 yil sonrasi için, dileklerini Türk hanim matematikçilere tekrarliyorum.
Sonja Kowalewsky’den önce Weierstrass’i anlatmak gerekecektir. 1637 ile 1687 arasindaki elli yil, modern matematigin sekillenmesi olarak kabul edilir; ilk tarih Descartes’in Géometrié’yi, ikinci tarih ie Newton’un Principia’yi yayimladigi tarihtir. Defansiyel hesap Newton ile ayni zamanda (mektuplasmalardan), hatta daha biçimsel olarak Alman Leibniz ile basliyor.
Bilimlerin kraliçesi matematik, matematikçilerin prensi olarak da Gauss (1777-1855) anilir. Matematikte Gauss ile baslayan kesinlikten sonra süreklilik ve sonsuzun modern teorilerinin yaraticisi olan Weierstrass ile matematik analizin parlak devri baslamistir. Weierstrass’in hayati boyunca mektuplasmalari, kisisel iliskileri, mesleki ziyaretleri ve kendinden sonra gelecekleri yetistirdigi ünlü matematikçilerin listesi sasilacak derecede uzundur. Bunlar arasinda büyük Alman matematikçi Amandus Schwarz en önemlisidir. Bu listede bir de hanim matematikçi gözükmektedir: Sonja Kowalewsky. Weierstrass’in, hiçbir noktasinda tegeti olmayan sürekli egrisi örnegini ögrencilerime heyecanla anlatirken, gittikçe siklasan bir goblen isi gibi düsündügüm bu egrinin kurulmasindaki derin sezgi gücünü hissederdim her defasinda.
Weierstrass, 1875 yilinda Almanya’nin Münster kentine bagli bir kasabada, Ostenfeld’de bir gümrük memurunun oglu olarak dogdu. Oldukça kültürlü olan babasi Münster’deki okulu parlak bir sekilde bitiren oglunun hukuk okumasinda israr ederek, onu Bonn Üniversitesi’ne gönderdi. Hukuk ögrenimi sirasinda bazi basarilari olmasina ragmen, dört sene sonra diploma almadan, isinamadigi bu egitimden vazgeçerek ailesinin yanina döndü. Matematigi ve Weierstrass’i seven bir aile dostu yardimiyla Munster Akademisi’ne matematik ögrenimine gitti. Akademideki hocasi Guderman’la aralarinda derin muhabbet ve çalismalar kendisine dünyanin en büyük analizcisi olma yolunu açti. 1856’da Berlin Üniversitesi’ne yardimci profesör ve sonra da akademiye seçilerek profesör oldu. Bu hocaligi sirasinda Sonja Kowalewsky karsisina çikacaktir.

Sonja Kowalewsky:
( 1850 – 1891 )


Güzel, hirsli ve basarili...
15 Ocak 1850’de Moskova’da aristokrat bir ailenin kizi olarak dogan Sonja Korvin Kroukowka, küçük yasindan itibaren matematik çalismaya baslamisti. Sonja’nin yurt disinda ögrenim görme arzusu onu Almanya’nin Heidelberg Üniversitesi’ne götürdü. E.T. Bell’e göre bu çok yetenekli genç kiz, yalniz yeni zamanlarin en yüksek kadin matematikçisi degil, ayni zamanda kadinin özellikle yüksek ögretimdeki yeteneksizligi fikrine karsi, bagimsizliga kavusmasi cerayaninin önderi olmustur.
1869 sonbaharinda 19 yasinda göz kamastirici bir genç kiz olan Sonja, Heidelberg’de Leo Königsberger’in eliptik fonksiyonlar, Kirchoff ve Heltmotz’in fizik derslerini izler. Weierstrass’in ilk ögrencilerinden olan Königsberger durmadan Sonja’ya hocasini methediyordu. Sonja Weierstrass’in iliminden yararlanmak için onunla konusmaya karar verir. 1870’lerde evlenmemis kiz ögrencilerin durumu bir bakima anormal görüldügünden, Sonja dedikodulardan kaçinmak amaciyla “seklen evlilik” denilen bir anlasma yaparak, Almanya’ya giderken kocasini Rusya’da birakir. Weierstrass’a baslangiçta evli oldugunu söylemez. Weierstrass’in ögrencisi olmak arzusuyla Berlin’e gittiginde Sonja yirmi yasinda, canli, kararli ve çok ciddi idi. “Weierstrass hiç evlenmemisti, ama güzel bir kadinin ayagina gelmesiyle sivisip gidecek kadar ürkek bir bekar degildi.” diyor Bell. Sonja ayni zamanda parlak bir yazardi, bir genç kiz olarak matematik ve edebiyat kariyerini seçmekte uzun zaman tereddüt etti. Sonradan dinlenmek için Rusya’ya döndügünde, kendi anilari üzerine yazdigi kitap Iskandinav ülkelerinde basilmistir. Bunun yayinindan sonra Rusya ve Iskandinavya’daki edebiyat kritikleri, Sonja’nin stil ve düsünce bakimindan en iyi yazarlara eristigini söylemislerdir.
Weierstrass elli yasindaydi, matematige basladigi siralarda kendisine hocalik eden Gudermann’in yardimlarini unutmamisti. Sonja, heyecanini saklamak için -bir sey elde etmek istedigi vakit “kimsenin dayanamayacagi kadar fevkalade güzel gözlerini Weierstrass’in görmemesi için”- genis kenarli büyük bir sapya giymisti. Ilk görüsmelerinden itibaren Sonja’nin ciddi çehresi, Weierstrass’da iyi bir etki yaratmisti; ögrencisinin matematikte yetenegini ögrenmek için Königsberger’e mektup yazarak, genç kizin kisiliginin gereken güveni verip vermedigini sordu. Aldigi heyecanli cevap üzerine, Weierstrass, üniversite kurulundan, Sonja’nin derslerine kabul edilmesi iznini elde etmege çalisti. Yanit, “kesin red” olunca, bos vakitlerinden ona ayirarak yetistirmek istedi; ona her pazar, ögleden sonra kendi evinde ders veriyor ve haftanin baska bir gününde onun evine gidiyordu. Ilk derslerden sonra Sonja sapkasini çikardi, 1870 sonbaharinda baslayan bu dersler, hemen hemen araliksiz olarak 1874 sonbaharina kadar sürdü, birbirlerini görmedikleri zaman mektuplasiyorlardi. 1891’de Sonja’nin ölümünden sonra Weierstrass, çesitli mektup ve büyük olasilikla biriken matematik notlariyla birlikte, Sonja’nin bütün yazdiklarini yakti. Sonja son derece daginik bir kadindi, arkasinda biraktiklarinin çogu parça parça, yahut cesaret kirici bir düzensizlikteydi; halbuki Weierstrass ile hos genç dostu arasindaki mektuplasma -bunun büyük bir kismi matematikle ilgili oldugu zaman bile- dostça hisleri açiklar, ilmi bakimdan, bu mektuplardan çogunun büyük önemi olmasi muhtemeldi diyor Bell.
Sonja, Heidelberg’de iken, yine Rus asilli bir kiz arkadasi, Bunsen’in laboratuvarinda kimya ögrenmeyi çok istiyordu ama atlatilmisti. Arkadasi Sonja’nin sert kimyaci üzerinde ikna kuvvetini denemesini istedi.
Sonja sapkasiz olarak Bunsen’a gider, onu arkadasini ögrencisi olarak kabul etmeye ikna eder ama, Sonja gider gitmez Bunsen ne yaptigini farkeder. Ilerde Weierstrass’a “Bu kadin beni yeminimden caydirdi...” diye yakinir. Weierstrass alingan bir bekar olan Bunsen’dan Sonja’nin tehlikeli bir kadin oldugunu isittiginde, Sonja’nin iki yildan fazla bir zamandan beri kendisinden özel dersler aldigini bilmeyen dostunun endisesiyle çilginca eglenir. Bunsen yillardan beri yüksek sesle, hiçbir kadini, özellikle hiçbir Rus kadinini laboratuvarinin mabedine almayacagini söylemekteymis...
Weierstrass birgün Sonja’ya kendisinin önem verdigi yayimlanmamis çalismalarindan birini gönderir. Herhalde Sonja bu çalismayi kaybetmis olmali ki, Weierstrass’in mektuplarindan anlasildigi gibi, hocasi ne zaman bu meseleyi açmak istediyse, Sonja bunu örtbas eder. Diger taraftan Weierstrass’in yayinlanmamis diger çalismalarina büyük bir özenle elinden gelen katkiyi yapar.
Sonja, 1874’te Göttingen’den “in absentia” (disardan gelen ögrenciler) diplomasi aldiktan sonra dinlenmek üzere Rusya’ya döner. Asiri çalismalar ve ugraslardan çok yorulmustur, ama ünü kendinden önce memleketine ulasmistir bile. Weierstrass, bu ayricalikli ögrencisine uygun bir çalisma yeri bulmak için bütün Avrupa ile haberlestigi siralarda, Sonja, St. Petersburg’daki kibar alemlerde, havailikler içinde dinleniyordu; Weierstrass ugrasmalarindan bir sonuç alamayinca, o zamanki akademik gelenegin tutuculugundan tiksinir.
1875’de Sonja babasinin ölümünü Weierstrass’a bildirir, fakat Weierstrass’in taziyetine bile cevap vermeden, üç yila yakin sesi sedasi çikmaz. 1878 Agustos’unda Weierstrass göndereli çok uldugu için tarihini hatirlayamadigi bu mektubunu alip almadigini Sonja’ya sorar: “Mektubumu almadiniz mi? Acaba bana -sizin dediginiz gibi- en iyi dostunuza, serbestçe güvenmenize acaba bir engel mi var? Bunu bana yalniz siz açiklayabilirsiniz...” Weierstrass, ayni mektubunda onun matematigi biraktigi dedikodularini yalanlamasini rica eder. Weierstrass’i ziyarete giden Rus matematikçisi Tchebicheff, onu bulamayinca Brichhardt’la görüsür ve Sonja’nin sosyete alemine daldigini söyler.
Sonja Weierstrass’in mektubuna, onun bedbaht ve hasta oldugunu bildigi halde cevap vermemisti. Kadinliginin matematik emellerine üstün çiktigi bu günlerde kocasiyla mutlu yasamaktaydi. Weierstrass’a sonunda verdigi cevap ise aldatici idi. O, essiz dehasini anlatmakla bitiremeyen amatör sanatçilar, gazeteciler v edebiyatçilarin adeta bir mabudesi olmustu o zamanlar. Sayet normal bir hayat sürebilseydi kendi kafasina sekil veren adami küçümsemek durumuna düsmeyecekti diye yaziyor Bell.
1878 yilinda Sonja’nin bir kizi olur. Bu dogumla gelen dinlenme, onun zayiflamis matematik ilgisini yeniden uyandirir ve Weierstrass’a bir konu üzerine danismak için mektup yazar. Weierstrass o konudaki yayinlari arastircagini bildirir. Sonja’nin kendisi bu kadar uzun zaman ihmal etmis olmasina ragmen, Weierstrass ona her zaman yardima hazirdi. 1880 yilinin Ekim ayinda Sonja’ya yazdigi bir mektubunda söyledigi gibi, yegane esef ettigi nokta, Sonja’nin uzun suskunlugunun kendisini onun yardimina kosmak firsatindan yoksun birakmasiydi. “Fakat geçmis üstünde durmayi sevmem, gelecege bakalim” diye eklemisti.
Birtakim sikintilar Sonja’yi uyandirdi; o matematikçi olarak dogmustu ve bir ördegin sudan vazgeçemeyecegi kadar o da matematikten vazgeçemezdi.
1880 Ekiminde Sonja (otuz yasinda idi) bir sey danismak için Weierstrass’a yazdi ve cevabini beklemeden Moskova’dan Berlin’e geldi. Sonja sarsilmis bir halde beklenmedik bir zamanda gözükünce, Weierstrass ona bütün gününü verdi. Herhalde Sonja’yi iyice paylamis olmali ki, Sonja Moskova’ya döndügü zaman, kendini öyle bir heyecanla matematige verdi ki, ne eglence düskünü dostlari, ne de budala tufeyliler onu taniyabildiler. Sonja Weierstrass’in önerisi üzerine “kristal bir ortamda isigin yayilmasi problemi”ni ele aldi.
1882’deki yazismalari öncekilere göre iki farklilik gösterir: Bir kismi tamamen matematige aittir, diger kismi ise Sonja ile kocasinin -bilhassa Bay Kowalewsky karisinin zihinsel yeteneklerini gerektigi kadar takdir etmediginden- birbiri için yaratilmis olmadiklarina aittir.
Kocasinin 1883 Mart’inda ani ölümüyle Sonja’nin aile problemleri biter. Kendisi Paris’te, kocasi Moskova’da idi o siralarda. Kocasinin ölümü büyük bir yikim olur, bes gün kendisini kaybederek yemek bile yemeden odasina kapanir, ama altinci günde kendine gelip, kagit-kalem isteyerek, matematik formüllerine dalar. Sonbaharda tamamen iyileserek, Odesa’da toplanan bilimsel bir kongreye katilir. Isveçli matematikçi Mittag-Leffler sayesinde 1884 sonbaharinda, 1889’da ömür boyu profesör olmak üzere Stockholm Üniversitesi’ne atanir.
Weierstrass’in, son zamanlarinda duydugu en büyük sevinci, en kiymetli ögrencisinin meziyetlerinin taninmis olmasidir.
Sonja 1888 Noel arifesinde; bir kati cismin sabit bir nokta etrafindaki dönmesini açiklayan arastirmasiyla Fransiz Ilimler Akademis’nin Bordin Ödülü’nü kazandi. Jüriye göre arastirmasinin o kadar ayricalikli bir degeri vardi ki, ödülün miktari önce bildirilen 3000 franktan 5000 franga yükseltildi. Bu basari üzerine Weierstrass’in mutluluguna diyecek yoktur. “Basarinizin beni ve kizkardesimi ve buradaki bütün dostlarinizi ne kadar mutlu ettigini söylememe gerek yoktur. Özellikle ben, gerçek bir mutluluk duydum, bu isten anlayanlar, benim sadik ögrencimin ‘benim zayif tarafimin’ basibos bir kukla olmadigi kararini ilan ettiler.”
Sonja Satürn’ün halkasi teoremi ile de ugrasti. Matematik fizikte, ikinc imertebeden kismi türevli diferansiyel denklemler üzerindeki yayinlariyla ünlü Fransiz matematikçileri Darboux ve Hadamard’la Sonja Kowalewsky ismi de yer almaktadir.
Bu büyük ödülden iki yil sonra kisa süren bir hastaligin ardindan 10 Subat 1891’de Stockholm’de öldü. Weierstrass ise alti yil sonra 1897’de öldü.

Sophie Germain:
(1776-1831)

Matematik dünyasina girebilmek için erkek ismi...
Sonja Kowalewsky’den önce yasamis Fransiz hanim matematikçisi Sophie Germain’i anlatmak için, Kowalewsky’nin hocasi Weierstrass’dan söz ettigimiz gibi, bu defa bilimlerin kraliçesi matematigin prensi Gauss’dan söz etmek gerekiyor. Almanya’nin Braunschweig sehrinde 1777’de fakir bir ailenin oglu olarak dünyaya gelen Gauss, çocukluk çaginda parlayarak, genç yaslarinda metamatige kesinlik getirme ve yeni devir açma mertebesine erisir. O çaglardaki hocalarinin ve onlar vasitasiyla Braunshweig Dükü Ferdinand’in destekleriyle büyük çalismalar yapmak imkanini buldu. Esas konumuz Gauss olmadigi için onun için söylenmesi gereken güzel sözleri bir tarafa birakarak; sadece saheseri Disquisitiones Arithmatica’yi zikredelim.
Gauss, arastirmalari için kendisine danisanlarla yazismalarinda, bilimsel iliskilerinde çok yürekli davranirdi. Hiç görüsmemelerine ragmen, Sophie Germain’e bilimsel olarak gösterdigi ilgi, o devirdeki bir adam, üstelik bir Alman için esine az rastgelinir bir olaydir diyor E. Bell.
Fransiz matematikçisi Sophie Germain (1776-1831) Gauss’dan bir yas büyüktür. Disquistiones Arithmetica’ya hayran olup, bundan ilham alan Sophie Germain, aritmetik üzerine bazi çalismalarini Gauss’a mektupla göndermis, fakat Gauss’un bir kadin matematikçiye olumsuz bir kanisi olabileceginden çekinerek mektuplarinda bir erkek adini, M. Leblanc’i kullanmisti. Gauss, bu mektuplari derin takdir besleyerek mükemmel Fransizcasi ile yanitliyordu.
Fransizlar Hannover’i isgal ettiklerinde, Germain, Gauss’a yardim etmek amaciyla M. Leblanc maskesini kaldirmak zorunda kalir. 30 Nisan 1807 tarihli mektubunda Gauss, Sophie’nin kendisi için Fransiz Generali Petnety’ye gitmesine tesekkür ediyor ve savastan aci aci yakiniyor, ayni zamanda eserlerinden dolayi Sophie’ye takdirlerini bildiriyor ve kendisinin sayilar teorisine olan derin merakini anlatiyordu. Isti Gauss’u en cana yakin bir sekilde gösteren bu mektuptan bir parça:
“... Mektuplastigim M. Leblanc’in -hiç tahayyül edemeyecegim bazi seyler hakkinda bu mükemmel örnegi vererek- birdenbire su ünlü kisilige (Sophie Germain) dönüsmesini görmekle duydugum hayreti size nasil açiklayabilirim. Genellikle soyut bilimlere ve özellikle sayilarin bütün gizemine karsi duyulan bu zevk pek ender olmakla beraber sasilacak bir sey degildir. Bu bilimin sihirli çekiciligi, ancak onun derinliklerine kadar inmek cesaretini gösteren kimselere kendini gösterer. Fakat bir kadin çetin arastirmalara girisince örflerimize ve düsüncelerimize göre erkeklerin karsisina çikan güçlüklerden çok daha fazlasiyla karsilasirsa, buna karsin önüne çikan engelleri asmaya ve en karanlik noktalara kadar sokulabilmeyi basarirsa bu kadinda hiç süphe yok ki, en asil bir cesaret, tamamiyla olaganüstü bir kabiliyet ve yüksek bir dehanin oldugu kanisina varmaliyiz. Gerçekten, yasamimda bana o kadar nese ve zevk vermis olan bilimin bu çekiciliginin oldugu kadar, bilime onur vererek gösterdiginiz ilginin imkansiz hülyalar olmadigini hiçbir sey bu kadar çekici süpheye meydan vermeyen bir sekilde kanitlayamazdi”. Gauss matematik sorunlari üzerinde tartisarak devam ediyor metubuna. Bu mektubun üst tarafina yazilan su birkaç sözcük, üzerinde durulmaya deger. “bronsvic (Braunschweig), ce 30 Avril 1804 Jour de manaissance” (bu 30 Nisan benim dogum günüm).
Gauss’un arkadasi Olbears’e 21 Temmuz 1807’de yazdigi bir mektup, genç kadina yapilan övgülerin sirf bir nezaketten ibaret olmadigini göstermektedir. “Langrange astronomi ve yüksek matematikle ilgileniyor, hangi asal sayilar için 2’nin kübik veya kuadratik bir rezidü (kalan) oldugu üzerine bir süre önce göndermis oldugum iki deneme teoremini kanitlanacak en güzel ve en zor teoremlerden ikisi olarak düsünmektedir; halbuki Sophie Germain bunun kanitlarini bana gönderdi, bu kanitlarin bir degeri oldugunu sanirim...”
Göttingen Üniversitesi Gauss’un Sophie için teklif ettigi fahri doktor ünvanini vermeye vakit bulamadan Sophie Paris’te öldü. Yine oldukça genç yasta ölen bu Fransiz hanim matematikçinin fizikten, analize ve soyut matematige geçisteki önemli katkilarini matematik tarihi yazmaktadir.
Bell, “Sophie matematikle ugrasan kadinlara kader tarafindan verilen ugurlu bir isimdir, yeter ki hayatlarinda genis fikirli hocalara rastlamis olsunlar...” diyor. Kader beni de Türkiye’nin en büyük matematikçisi Cahit Arf’in ögrencisi yapti, keske bu temenni için S harfi yetmis olsaydi diye düsünüyorum...



Emmy Noether: (1882-1935) Büyük cebirci

Sonja Kowalewsky’den 30 yil sonra dogan Emmy Noether’in modern soyut bilime katkilarini anlatmak için daha bilimsel bir yazi çerçevesi gerekir. Üniversite ögrenciligim sirasinda, rahmetli hocam Cahit Arf’in cebir ve ileri sayilir teorisi derslerinde Noether ismini çok duymustum, ama kendisinin bir büyük hanim matematikçi oldugunu sonradan farkettim; soyadinin önündeki harflere dikkat etmemisim herhalde... Çünkü babasi Max Noether (1844-1921) Almanya’da yasamis, cebirsel fonksiyonlar teorisi, cebirsel geometride sayisiz teoremleri ile taninmis bir matemakçidir. Erlangen’de dogan kizi Emmy, önce Göttingen’de profesör olmus, modern cebire önemli katkilarda bulunarak sayisiz ögrenciler yetistirmistir. Topoloji ve ideal teorileri ve Galois teorisinin modern takdimi üzerindeki arastirmalari ile adini dünyaya duyurmustur. 1933’de Yahudi oldugu için Alman Nazizmi’nden kaçmak zorunda kalarak, ABD’ye göç etmistir. Yine orada önemli bir kolej olan Bryn Mawr College’de profesörlüge baslamistir. O da, oldukça genç ölmüstür. Daha uzun yasasaydi matematik çok seyler kazanacakti.
Alman matematikçisi Landau’a göre Emmy, N. ailesinin baslangiç (orijin) noktasidir.
Bir hanimin yasiti erkekleri asarak matematige büyük katkilar saglamasinin, matematigi seven hanimlara cesaret vermesini, örnek olmasini dilerim hep.

Hypatia:
(M.S. 370-415)
Aydinligin son isigi
Simdi, epey gerilere giderek Iskenderiyeli astronom ve matematikçi Theon’un kizi Hypatia’yi anlatalim. Bilimi ve zerafeti ile oldugu kadar güzelligi ile de ünlü olan bu filozof ve matematikçi Grek hanim Atina’da egitimini tamamladiktan sonra Iskenderiye’ye yerlesmis ve orada bir okul açmistir. Zamaninda yasayanlarca filozof Isidorus’un karisi oldugu söylenmisse de, bunda bir yanilgi oldugu sanilmaktadir; çünkü güvenilir yazarlara göre Hypatia hiç evlenmemistir. Babasindan aldigi saglam fikir yapisi ile kendisini Platon’un izinde buldu ve Iskenderiye’de Platon, Aristo ve Suda gibi diger filozoflar üzerine halka açik dersler verdi. En önemli ögrencisi Synesios’dur. Sonradan büyük filozof olan bu ögrencisi ona hayranligini ve ilmine duydugu takdirlerini bildiren pek çok mektup yazmistir. Bu mektuplar felsefe tarihi kitaplarinda bugüne kadar gelmistir. Buna karsin Damaskios ve onun hocasi Isodoros, Hypatia için filozof olarak büyük takdirlerini söylerken Iskenderiye’deki Platon geleneginin etkisi altinda kalmayip, kendi kararini verseydi geometride daha ileri olurdu fikrini ileri sürmüslerdir. Sinosios ve Herakles’in yetismelerinde ögretmenleri Hypatia’nin üstün gayreti tesekkürle anlatilmaktadir.
Hypatia çesitli bilim dallarinda çalismisti; yaratici olmaktan çok bir elestirmen ve yorumcu (commentator) idi. Astronomik tablolar, Appolonius konik kesitleri ve Diophant üzerine yorumlari vardir.
Hypatia’nin en parlak zamani Arkadius’un hükümranligi dönemine, 415’deki trajik ölümü de Arkadius’un halefi devrine rastlar.
Hypatia’nin Iskenderiye’de yeni Platonculugu yansitan felsefesi, yaklasimi bakimindan Atina okuluna göre daha arastirmaci ve bilimsel nitelikteydi, ayrica Atina okulu kadar mistik egilimler tasimiyordu.
MÖ 3. yüzyildan baslayarak altiyüz yillik bir süre boyunca insanlarin Iskenderiye’de baslattigi düsünsel ortamdan sonraki baski, ögrenmekten korku bütün izleri yok etmistir. Hiristiyanliktan sonra filozoflar takimi Roma hükümdarinin himayesinde olmaya devam ettiler ve yeni egitim hiçbir sekilde yiginlara mal edilmedi. Hükümdar Julyana Apostata’nin onlara verdigi koruma, ölümünden on yil sonra da devam etti. Hypatia o dönemde ilk Hiristiyanlarca büyük ölçüde putperestlikle özlestirilen ögrenim ve bilimi simgeliyordu. Bu nedenle Iskenderiye’de Hiristiyanlar ve Hiristiyan olmayanlar arasindaki gerginlik ve çatismalarin öne çikan ismi olarak görülüyordu. Eski aydinlanmanin temsilcisi olan Hypatia, Pitolemais sehrinin putperest valisi Orestes’in himayesine siginir, Rahip Cyrillos’un Iskendiriye’ye Baspiskopos olmasindan sonra gerginlikler daha artar ve onun yandaslarinin olusturdugu bir kitle tarafindan sokakta araba altinda linç edilir.
Önceleri Makedonyalilar, sonra Romali askerler, Misirli rahipler, Yunan aristokratlari, Fenikeli denizciler, Yahudi tacirler, Hindistan ve Güney Sahra’dan gelen ziyaretçiler Iskenderiye’nin parlak döneminde büyük bir uyum içinde yasamislardi. Büyük Iskender’in kurdugu bu sehrin muhtesem bir kütüphanesi ve buna bagli bir müzesi vardi. Bilim ve düsünce ürünleri burada çiçek açmisti; pek çok bilim adaminin yaninda Iskenderiyeli Theon ve kizi Hypatia da bu kütüphaneye devam edenler arasindaydi. Bu kütüphane de fanatikler tarafindan yakilmistir.


Kaynak:
BILIM ve ÜTOPYA Haziran 2000 Sayi 72